27 Aralık 2010 Pazartesi

Yeni Gelin :)

En nihayet bloguma girip bir şeyler yazabiliyorum.Yaşadığım tatlı telaşelerin ardından hayat yavaş yavaş eski akışına girmeye başladı.Ancak ben daha tatilde sayılırım ..
Yeni yıla sayılı günler kala hayatın hepimize ani ve güzel süprizler sunmasını ve mucizeler gerçekleştirmesini diliyorum.Çok yakında yeniden görüşmek üzere..

13 Kasım 2010 Cumartesi

Bu aralar ben...

Bir süre buralarda olamayacağım.
Epey telaşem var.
Kısacası;
Evleniyorum :)
Uygun zamanda yine bir şeyler yazmaya gayret edicem.
Kalın sağlıcakla..

8 Kasım 2010 Pazartesi

Gülümsemeyi bilmeyen dükkan açmasın

Bazen öyle insanlar öyle bir ticaret yapıyorlar ki gerçekten pes diyorum.Antalya'da ilk defa alışveriş yaptığım bir pet shop'un ticaret anlayışı,müşteri ile iletişimi o kadar şaşırtıcı derecede çirkinki gerçekten diyecek bir söz bulamadım.Doğru dürüst iletişim kuramayan,lafının derecesini bilmeyen sadece para para para diyen bu insanlar bir de ticaret yapıyorlar.Ne diyeyim Allah bildiği gibi yapsın,gülümsemeyi bilmeyen dükkan hele pet shop hiç açmasın.

7 Kasım 2010 Pazar

AMAT YA DA MAT

İhsan Oktay Anar'ın okuduğum son kitabı Amat'ı dün itibarıyla bitirdim.Bir Osmanlı gemisinde geçen hikaye ve hikayenin kahramanları ile kitapta adı geçen çeşitli Osmanlı zatlarının isimleri de oldukça ilginçti.Bu isimleri size sıraladığımda ne demek istediğimi anlıyacaksınız.
" Kuşçubaşı Halifesi Kuyruklu Rıza Çelebi,Ölügözlü Cuma bey,Zından katibi Çapraz Recep Dede Hazretleri,Masraf Katibi Kuzguni Halim Efendi,Vakanüvıs Şaşı İkram efendi,Buhur Mütevellesi Kılbaz Yakup Dede Hazretleri,Yedekçibaşı Maymuni İlyas Baba Hazretleri,Selam Ağası Kekez İsmail Efendi,Müjdecibaşı Kedigöz Abidin Dede Hazretleri,Diyoval Paşa,Eşek İsrafil..."
Osmanlı denizciliğine ait terimlerin çok sık kullanıldığı romandan ara ara sıkılsamda,hikayenin tuhaflığı,gemideki bir çok kişi adının peygamberler tarihi ile ilgili ilintisi ve bu kişilerin karanlık yanları ,heyecanla devam etmemi sağladı.İhsan Oktay Anar'ın o kendine özgü dili ile bütünleşen romanı meraklılarına tavsiye ediyorum.
Amat'ın tuhaf rotasından çıkıp yönümü "Puslu Kıtalar Atlası"na doğru çevirdim.Heyecanla yaşanacakları bekliyorum.Saat geç olduğu için herkese iyi geceler diliyorum...
Not.Başlıkta belirttiğim Amat ve Mat'ın anlamını romanın sonlarına doğru anlıyorsunuz.Merak edin istedim :)

5 Kasım 2010 Cuma

Başrollerinde kadınların olduğu bir western ;Johnny Guitar

Pazar sabahlarının western kuşaklarını halen severek izliyorum.Bu nedenle bu hafta film tanıtımında western sinemasının önemli örneklerinden olan ve feminist yapısıyla öne çıkan bir filme Johnny Guitar'a yer vermek istedim.
Johnny Guitar,westernin alışılmış söylemini alt üst edip,türün diğer filmlerine benzer olmasına karşın yepyeni bir tarz sunan önemli bir başyapıttır.Çünkü bu filmin kahramanları erkekler değil kadınlardır.İkisi de alabildiğine hırslı ve tutkulu , ikisi de erkekler dünyasında var olma mücadelesi veren ata binen,silah çeken iki kadın Vienna ve Emma..
Yaşamının büyük bir bölümünü kadınlığını kullanarak geçirmiş,sayısız erkek tanımış aralarında bir tek Johnny'i sevmiş olan Vienna,hem onun aşkını yeniden kazanmak hem de zengin olup saygınlık kazanmak için demiryolunun geçeceğini öğrendiği yörede arazi alarak saloon açmıştır.Kasabanın tek bankasının sahibi olan Emma ise Vienna'nın eski aşklarından olan Dancing Kid'e tutkusundan dolayı,Vienna ile ölümcül bir çekişme içindedir.
Seyirci,daha ilk başta gitar soyadını taşıyan,ama silah taşımayan Johnny'nin ünlü bir silahşör olduğunu anlar.Johnny'nin gelişini "Şimdi işim var"diyerek soğuk biçimde karşılayan Vienna'nın onunla bir aşk yaşadığı sezilir.("Beş yıldır hiç değişmemişsin Johnny...)
Filmin arka planında ise tarihsel koşullar vardır.Vahşi batı,kabadayılık,soygun,yasadışı işler.Asıl çekişme birden değer kazanan toprakların paylaşılmasıdır.Ön planda ise klasik kişilikler,temalar,ve duygusallık izlenir.Filmin yan karakterlerinde "Hasta ve şiir okuyan Corey,çocukluğunu yaşayamadan büyüyen ufaklık,yalnız kendini seven Burt,patroniçesine ölüm derecesine bağlı hizmetkar Tom 'da bile belirgin bir farklılık ve duygusallık vardır.Bir de "Yaşadım,biliyorum" diyen Johnny Guitar'da..

İki erkek arasındaki kadın,yeniden alevlenen bir aşk..Bunlar belki klasik temaladır ama bir western için yabancı motiflerdir.Vienna'yı canlandıran Joan Crawford gerek giysileri ve davranışları gerekse yürekliliğiyle bir erkek ama çevresindeki kimi erkeklere bakışları,duygusallığı,kimi anlardaki teslimiyetçiliği ile tam bir kadındır.Crawford,bu alışılmadık kadın westernini aslında ayakları pek yere basmayan kahramanı Vienna'ya gerçeklik ötesi masalımsı bir varlık kazandırmayı başarır.

Johhny Guitar hem bizlerin hem de sinemanın unuttuğu romantizmi arka planda vahşi batı olmasına karşın benzersizce seyirciye sunar.Filmin unutulmayan müziği ise bizi o duygusallığın içine kolayca götürür..

Play the guitar,play it again,my Johnny...

Durum fena

Tüm işler üst üste geldi.
Gitme vaktide yaklaştı.
Bir düşüncedir aldı beni.
Bunların üzerine
grip de oldum.
Kısaca
Ne siz sorun
Ne de ben söyleyeyim.

2 Kasım 2010 Salı

Antalya Pazarlarından Bildiriyorum

Bu yıl 29 Ekim'le birlikte üç günlük tatil yaparak hafta sonunu geçirdim.Resmi tatillerde hatta bayramlarda bile çalışmaya alışmış biri olarak nasıl sudan çıkmış balığa döndüm ne yapacağımı nasıl şaşırdım bir bilseniz, halimi görmenizi gerçekten çok isterdim.

Cumartesi günü epeydir gitmediğim semt pazarına uğramak istedi canım.Aslında amacım zeytin alıp kurmaktı.Ama ben ve babam pazara bir girdik mi kendimizi kaybettiğimizden ötürü iki saat kadar dolaştık.Şimdi Buyrun Cumartesi Pazarına ;

Mandalinalar leziz fiyatları ise uygundu

Elmalar Isparta'dan gelmiş.
Yedikçe mis kokusunu duyumsayabiliyorsunuz
İşte Zeytinlerim...
Zeytin seçmek de bir incelik istiyor.
Çekirdeğinden kolayca ayrılanlar tercihim oldu.
Ve işte kolaylık..
Zeytinleri aldıktan sonra bıçak yardımıyla tek tek çizmeniz gerekiyor.
Ancak bu makina büyük bir kolaylık sağlamış.
Beş dakika da bütün zeytinler çizildi.
Bahçe maydonozu tazecik...
Havuç ve Turplar ye beni ye beni diyor.
Vee kahvaltılık domatesler..
Kiloları 2,5 ila 3 lira arasında değişiyor.
Antalya'nın meşhur mor üzümü
İşte portakalınız çok olursa böyle ipe dizip asarsınız :)
Pazaramızda cadılar bayramı da unutulmamıştı
Kabağı bu şekilde oyan Salih'i buradan tekrar tebrik ediyorum.
Alıçların şimdi tam mevsimi
Güzel Türkçe'mizin yazılışlarına hayranım :)
Ve mutlu son.
Sıcak simit ve çay keyfi.
Pazar yorgunluğunu atmada birebir.
Taze meyveler ve sebzeler size de mutluluk veriyor mu ?
Bana veriyor da ;)

30 Ekim 2010 Cumartesi

Cadıların Bayramı ;)

Süpürgeli süpürgesiz,

Tüm Cadıların

Cadılar Bayramını kutlarım.

29 Ekim 2010 Cuma

Cumhuriyet Kadınlarına,

Bugün kılık kıyafetimiz sorgulanıyor.

Başımız açık mı kapalı mı bunlar üzerinden siyaset yapılıyor.

Çevremde yabancı kadınlarla evlenen erkeklerin,

Türk Kadınını küçümseyen sözlerine şahit oluyorum.

Atatürk'ün Cumhuriyet Kadınları;

Bizi kim bir kalıba sokabilir?

Yada kim bizi küçük görebilir ?

Aydınlık bakışlarınız hep ileriye baksın..

Okuyun

Çalışın

Üretin
Sevin ve sevilin

Güzel bir nesil yetiştirelim.

Tıpkı O'nun dediği gibi ;

Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın,

bütün Türk tarihinde olduğu gibi

bugün de en muhterem mevkide,

her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir

M.Kemal ATATÜRK


CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

28 Ekim 2010 Perşembe

Bil ki sen...

Bugün yağan yağmur sonrası muhteşem Akdeniz'i seyrederken bir şarkı mırıldandım,
Epeydir dinlemediğim ama ben de derin bir iz bırakan şarkıydı bu,
Neşe Karaböceğin muhteşem yorumuyla..

Bil ki sen sihirli güzel gözlerinle,
Ruhumu okşayan tatlı sözlerinle
Bitmeyen bir ızdırap yarattın gönlümde
Unutamam bu hicranı ömrümde..

Mim Mim Mİmmmmmmm

Epeydir mimlenmediğimi gören Kitapçı Kız beni mimleyerek bu ödülü yollamış :)Hem kitap tavsiyelerine hem de yorumlarına hayran kaldığım Kitapçı kıza burdan sevgilerimi yolluyorum.
Bu mimin kuralları ise şunlarmış ;
* Ödülü kabul etmek ve ödülü veren kişiyle blogunda bağlantı kurmak
* Ödülü 15 blogcu arkadaş ile paylaşmak,genele bırakmamak
*Seçilen 15 blogcu arkadaş ile iletişim kurmak ve seçilmiş olduklarını bildirmek
Blog yazarı arkadaşlarımı,takip ettiğim herkesin yazısını okumaya çalışıyor yorumlardada düşüncelerimi paylaşıyorum.Çünkü biliyorum ki blog yazarı olmak için de emek vermek,vakit ayırmak gerekiyor.Bu nedenle mimi yollıyacağım 15 kişiyi seçmek benim için oldukça zor.
İlk aklıma gelenleri sıralarsam ;
* Sabunlarım
*Dicle Kıyısında Masal Kentim
*Yaşam Pınarım
*Vintage Duygular
*Asortik Krep
*Aida'nın blogu :) Yani Ev Dekarasyon Hobi
*Pie Kurabiye
*Leylak Dalı
*Mutfakta Zen
*Yakında kayıp ilanı ile arayacağım Colors Of Angel
*Neslihan'ın çikolata fabrikası (O fabrikada gönüllü işçi olmak istiyorum :)
*Pasaklı Kraliçe
*Ucu kırık bir kaç kelime (Der Saadet-Müzenin yolları taştan sen çıkardın beni baştan :)
*Modafobik
Bu arada burda gök gürlüye gürlüye yağmur yağıyor,iş çıkışı yağmurun altında yürüyesim var.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Engelleri Kaldıralım

Bir haytap gönüllüsü olarak blogumda Haytap'ın duyurularına ve gerçekleştirdikleri bir çok kampanyasına yer vermeye çalışıyorum.Ancak epeydir dikkatimi çeken diğer sosyal sorumluluk projesi "Engelleri kaldır" hareketi oldu.Bir çok blog yazarı arkadaşım bu hareketi bloglarında yer veriyorlar,ben de yer vermek ve paylaşımda bulunmak istedim.

Bence iş görüşmelerinde belirli seviyelerde kişileri seçerken (Yönetici adaylarından bahsediyorum) hangi sosyal sorumluluk projesine katkı sağlıyorsunuz sorusu yöneltilmeli,kişiler dünyaya ve topluma verdikleri artı değerle ölçümlenmeli.(Çok mu ütopik oldu dersiniz ?)

Neyse sözü daha fazla uzatmadan Engelleri Kaldır Hareketi ile ilgili paylaşımımı yapmak istiyorum.Hepimize duyarlılıkla dolu günler dilerim.

Bizim bayramımız,onların felaketi

Yine gereksizce uzun bir bayram tatili geliyor ve yine hayvan barınaklarında yaşam mücadelesi veren onca hayvanın bu tatilde durumunun ne olacağını düşünmek vicdanı olan insanlara kalıyor.Çünkü,zaten çok az verilen yemek ve su 9 günlük bu uzun ve anlamsız tatil boyunca hiç verilmeyecek,çünkü barınakta görevli veteriner hekimler,bakıcılar aileleri,eş,dost yakınlarıyla bayram yapacaklar.Onlara dönüşlerinde ölmüş köpekleri atmak kalacak.Her yıl tekrarlanan bu acı durum bu yıl yeniden yaşanacak.
Geçtiğimiz bayramda olduğu gibi bu bayramda da Haytap'ın bu konuda hazırladığı dilekçe örneklerini bu linkte bulabilir bulunduğunuz şehirde dilekçede belirtilen yerlere başvurabilirsiniz.Gelin bu kurban bayramında bir hayvan kesmek yerine ihtiyacı olan kişi yada kuruluşlara yardımda bulunalım ve bir köpeği bir kediyi ölüme terk etmek yerine onun yaşaması için elimizden geleni yapalım.
Yeter ki bizim bayramımız onların felaketi olmasın :(

26 Ekim 2010 Salı

Ders başlıyor !


Bir gün gelip de perakende sektörü konusunda eğitim verecek aşamaya geleceğimi söyleselerdi inanmaz güler geçerdim.Yaklaşık dört yıl önce çok şubeli yerel bir markette halkla ilişkiler müdürü olarak başladı benim maceram.Üçüncü iş günümde nerdeyse bırakıyordum üstelik.Üç günde kaçmak istediğim işimi dört yıl yaptım.Bu süreçte sektör konusunda güzel deneyimler edinerek öğrendiğim bilgileri not etmeye başladım.Herkesin önemi konusunda hemfikir olduğu ;Crm,kurumsal kimlik,görev tanımları,performans değerlendirmelerinin sadece dile dolanmış havalı kelimeler olduğunu ve kimsenin içini doldurmadığını fark ederek bu işleyişin yerel marketlerde nasıl olabileceği konusunda epey çalıştım.Nerdeyse bir lisans tezi olabilecek şekilde nasıl uygulanabiliri yazdım.Açıkçası bize de ders veren eğitimlerimize gelen bir çok danışman şirket oldu ancak pratiğe dökülmeyen ve tekrarlanmayan her türlü bilgi ne yazık ki bilgi olmaktan çıkıp unutuluyor.Sözü artık toparlamak istiyorum ama ne şekilde toparlayacağımı bilemedim şu an;) Çalışmalarımdan haberdar olan ve edindiğim bilgileri paylaşmamı ve personeline eğitim vermemi isteyen bir firma oldu geçen hafta.Gayet olgunlukla elbette dedim ama içim zıp zıp zıplıyordu.Çalıştığım işletmede eğitim veriyordum ancak bu durum beni oldukça heyecanladırdı. Şimdi bir yandan eğitim programını,neler yapılabiliri çıkarıyorum bir yandan da notlarıma ve kaynaklarıma göz atıyorum.Bana bu konuda oldukça yardımcı olan sektörün duayenlerinden A.Yaman Özgün'ün "Perakende Dünyası ve Yaşam"adlı kitabı oldu.Bu kitapta "Tırı Vırı Şeyler "başlığı altında yer alan bazı eğlenceli bilgileri yazmak istedim.

-Dünyada en çok tüketilen yeşil sebze maruldur.
-Dünyada 15 bin değişik tür pirinç yetiştirilmektedir.Pirinç dünya nüfusunun yarıya yakının temel besinidir.
-Tarihin ilk ticari markası 1876 yılında patent alan İngiliz bira markası "Bass Pale Ale"'dir.
-Dünyada her yıl ortalama 7 milyar litre mısır gevreği (Popcorn)tüketilmektedir.
-İsterseniz deneyin,bir kadeh taze şampanyanın içine atılan kuru üzüm tanesi sürekli dibe ve yüzeye hareket edip duracaktır.
-Bilimsel olarak konuşmak gerekirse domates bir meyvedir,muz ise ottur.
-Ortalama bir insan her yıl yaklaşık bir ton yiyecek ve içecek tüketmektedir.
-Dünyada en fazla kahve tüketilen ülke İsveç'tir.
-Tekila bir tür kaktüsün köklerinden yapılır.
-En pahalı peynirlerden olan delikli İsviçre peynirlerinin üzerindeki delikler,peynirin mayalanması sırasında içinde oluşan bakteriyel hareketlerin ortaya çıkardığı bir tür gazın peynirden çıkmasıyla oluşur.
-Şarapların üzerindeki şişelenme tarihleri üzümlerin toplandığı yılı gösterir,şişelenmenin yapıldığı yılı değil.
-Bugün yeryüzünde tükettiğimiz tüm besinlerin nerdeyse yarısının kökeni Güney Amerika'daki And dağları'dır.Patates,mısır,kabak,fasulye türleri,yerfıstığı,ananas,avakado,domates,her türlü biber,papaya,çilek,dut ve bir çok besin ilk kez bu bölgede yetiştirilmiştir.
Bu liste böyle uzayıp gidiyor.Ancak hepsini yazacak vaktim yok.Hadi bana kolay gelsin

25 Ekim 2010 Pazartesi

Dert Bende,Derman sende

Haftaya uyuşuk uyuşuk başladım.İşe geldiğimde saat dokuz buçuğa geliyordu.Üstelik kapıda patronla karşılaşmam da ben de kem küm durumu yarattı.Galiba bana aynı Hannibal Lecter'ın kurbanlarını yemeden önceki bakışı gibi bakıyordu.Bir gece önce çalışıp geç çıksam bahanem hazır ama koskocaman bir hafta sonu tatili yaptım ne diyebilirdim ki,resmi bir şekilde selamlaştık ve bana çok uzun süren asansör yolculuğunun ardından kendimi odama attım.Eskiler derler ya "Maaşa zam,İşine nihayet" diye aynen benim durumum yani.Uykumu da tam alamadım,üstelik sürekli ertelediğim kuaför randevumdan ötürü sabah aynada kendimi Medusa'ya benzeterek çığlık attım, kısacası haftaya bu şekilde muhteşem bir başlangıç yaptım.
Artık keyfimin yerine gelmesi için Pınar'dan motive edici bir yazı mı gelir,yoksa
Vintage Duygular pazartesi günü için uyuşukluk giderici pratik bir tarif mi verir
Leylak Dalı güzel neşeli bir anısını mı anlatır
Petek Hanım kurabiye mi yapar
Yoksa Aida'cım iş yerinde verimli çalışmak için dekarasyon önerisi mi verir
Mine hanım güzel bitkilerinin resimlerini mi koyar bloguna
Yoksa sevgilim bitter çikolata mı alır bilmiyorum...
Kısacası dert bende derman sizde :)
İyi haftalar herkese

21 Ekim 2010 Perşembe

Kürk Mantolu Madonna'nın ardından..

Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna"sını okurken roman kahramanının yaptığı analizlere hayran kaldım.Arada bir karşılaştığım ve hiç tahammülüm olmayan davranışları, herhangi bir samimet olmaksızın "sen"diye hitap eden tuhaf bir laubalilikle sözde samimi davranan insanları bakın ne güzel gözlemlemiş romanda.Duygularıma tercüman olması açısından kitaptan alıntılıyorum.
" .....Mühimce mevkilere geçen adamların adetlerinden biri de galiba -eski ve kendilerinden geri kalmış-arkadaşlarına gösterdikleri bu biraz şuurlu dalgınlıktı.Sonra o zamana kadar "siz"diye hitap ettikleri dostlarına birden bire ahpapça "sen"diyecek kadar alçakgönüllü ve babacan oluvermek,karşısındakinin sözünü yarıda kesip rastgele manasız bir şey sormak ve bunu gayet tabii olarak hatta çok kere şefkat ve merhamet dolu bir tebessümle birlikte yapmak ,bütün bunlara son zamanlarda o kadar çok karşılaşmıştım ki ".....

Epeydir beni bu kadar etkileyen bir roman okumamıştım.Tavsiyesi için Kitapçı Kız'a teşekkür ediyor,herkese bol okumalı günler diliyorum.

19 Ekim 2010 Salı

Su kabakları

Cumartesi günü alışveriş yapmak için çıktığım Işıklar caddesinde yağmurun altında şemsiyesiz yürürken epeydir görüşmediğim bir arkadaşımla karşılaştım.Beni,cadde üzerindeki küçük ve sevimli dükkanına davet ettiğinde ilk önce ne yaptığını anlıyamadım ama içeri girdiğimde işte bu birbirinden güzel işlenmiş su kabaklarıyla karşılaştım.
Eskiden Alanya'ya her gittiğimizde aldığımız su kabakları üzerinde çok amatörce yapılmış süslemeler olurdu.Ancak bu su kabaklarını görünce nasıl bir incelikle işlendiğini,desenlerin büyük bir ustalıkla seçildiğini çok rahat anlıyabiliyorsunuz.


Restaurantlarda,otellerde,evimizde kısacası her yerde şık bir dekarasyon olabilecek bu su kabakları için daha geniş bilgiyi www.atolyekabahat.com 'da bulabilirsiniz.
Benden söylemesi ;)

18 Ekim 2010 Pazartesi

Kutu kutu pense

Bu hafta sonu yaptığım hareketler boş koli taşımak,
bilumum öte beriyi sarıp sarmalayarak paket etmek
koli bantlamak arada bir de kahve keyfi yapmaktan ibaretti.
Bir zamanlar aldığım,değişik yerlerde paket edip sakladığım,
kullanmaya kıyamadığım ve artık unutulmaya yüz tutmuş
onca eşya tek tek ortaya çıkmaya başladığında
bendeki heyecan ve yanında gelen şımarıklık epey arttı.
Çeşitli yerlerden farklı zamanlarda aldığım bir sürü obje,
tabak,çanak beni onları aldığım günlere,
o an ki duygularıma kadar götürdü.
Tozlanan herşeyi temizledim,
Çay tabaklarımı kullanırken,
Çayımı demlerken hayal ettim kendimi..
Pasta tabaklarımda vişneli turta ikram ederken bir de ..
Meleklerimi yılbaşı arifesinde kullanırım diye geçirdim içimden.
Kuşlarımı çırpı ayakları ile bütünleştirdim.
Denize aşık bir ev olacağı için
martısız eksik kalır diye düşündüm.
Kedim ise martıları nasıl yiyeceğini hesaplıyordu sanırım.

Ama baktı martılar dişine göre değil,
Her zaman ki gibi yan gelip yattı.
Bu çanı Fethiye 'de Kaleköy'de görüp almıştım.
Köydeki evimizin kapısını süsleyeceği o zamanlar
aklımın ucundan bile geçmezdi.
Dikiş kutum.
Kültür bakanlığına bağlı Dösim'den aldıklarım arasında.
Sanırım iğneden ipliğe herşeyimi toparlayacak.
Yine köydeki evimize nasip olan inek.
Yumoş hanımın çimlerine ortak oldu.
Ahh bebeklerim..
Nasıl da severim böyle şeyleri,
Bu bebeğimin adı Rebecca
Her birinin ayrı adı var.
Bunun adı ise Daisy
.
Bu bebeklerin bendeki hikayesi ise başka.
Küçükken benim doğru düzgün bir bebeğim yoktu.
Olmuş olacak bir tane bebeğim vardı
onunda kafasında saçı yoktu.
Ama kuzenimin öyle güzel bebekleri vardı ki.
Onlara gittiğimizde içim giderdi bebeklere.
Ama kuzenim elbette o zaman çocuk olduğu için
değil oynatmak,elletmezdi bile bana.
Bozuntuya vermezdim ama
için için en güzel bebekleri alıcam diye
kendimi teselli ederdim.
İşte bu bebekler içimdeki çocuğa hediyelerim :)Kaptan mağara adamsız bir yere gitmem

Yumoş hanımın ise çıkmadığı bir dolap tepesi kalmıştı ki
bir hamlede zıplayarak muradına erdi.Allahım orda bile kutu var.

Kısacası tatlı telaşeli geçen haftasonumun ardından,güzel bir haftaya başladım.Bu haftanın hepimiz için verimli anlaşmaların,bereketli kazançların,sevdiğimiz ve sevildiğimiz günlerin haftası olsun diyorum.(Pınar'cım böyle şeyleri senden öğreniyor ve esinleniyorum )

Sevgiyle,