MİNİŞLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MİNİŞLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2010 Cumartesi

Bu hamurlar başkaaa

İşten eve gelir gelmez bir an önce hamurlarımın başına geçip başlıyorum herbirini mıncırıp şekil vermeye.Bu kadar rahatlatan bu kadar el becerisini geliştiren bir hobi var mıdır bilmiyorum ama kesinlikle tavsiye ederim.Bana bu şekilleri öğretten ve sevdiren Nonime de sevgilerimi yolluyorum.
En yakın zamanda da seramik kursuna başlıyorum.Hem el becerimi daha da geliştirmek hem de ölmeden önce yapmam gereken 100 şey listemdeki dileğim için :)

Dün akşam yaptığım güvercinlerim.Bu çalışmamı aşkıma ithaf ediyorum :)

Ve aşk dolu günler diliyorum

11 Haziran 2010 Cuma

Bir cuma sabahısı..

Sabah saat yedi suları..Evin kedisi Yumoş,hamurdan yapılmış zavallı farecik ile kedinin fareyle oynadığı gibi görüntülendi :)
O sırada banyoyu yuva edinen kurbağalar vıraklamaya,

Civciv göletinde yüzmeye,

Ayıcık ise bale yapmaya çoktaan başlamıştı.

Sıcaktan bunalıp buzdolabına yerleşen Uğur Böceği ise pek mutluydu.
Nasıl başlamışım güne ama !Minişlerimin sergisini yapıyım istedim.
Ardından güzel ve sağlıklı (!) bir kahvaltı eşliğinde yeni aldığım yemek kitabını inceledim.

Biliyorsunuz Lost'un son bölümü yayımlandı.Adadakiler meğerse Araf''talarmış.Onca gizem onca bilinmezlikteki adada ,herşey çözülecek bizde muradımıza ericez derken böyle bir son herkesi hayal kırıklığına uğrattı.Bu son bölümün senayosunu Saaddetin Teksoy'un yazdığından şüphelenen bir gurup var ki ben de o guruba dahilim :)

Bu nedenle Dante'nin İlahi Komedya'sında geçen ve Lost'a bile konu olan Araf bölümüne tekrar bi göz atma gereği hissettim sabah sabah.
Hafta sonu ise işte buraya gitmeyi planlıyorum.Kum heykel festivalinin organizatörü Cem Beyin incelik göstererek yolladığı davetiyeler için ayrıca teşekkür ederim.
Herkese harika bir hafta sonu diliyorum.Sağlıcakla kalın.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Evde olmak güzeldir



Soğuk kış günlerinde hepimiz evde olmak,evin sıcaklığını ve rahatlığını doyasıya yaşamak isteriz değil mi.Belki de ben öyle hissettiğim için herkes bu şekilde düşünüyor sanıyorumdur :)
Geçen gün paşabahçe mağazasını dolaşırken yeni temalı ürünlerde yazan "Evde olmak güzeldir" sloganı öyle çok hoşuma gitti ki bu sevimli kupadan alıp doğruca eve gitmek isteğine karşı koyamadım.

Malum gecelerde uzun.Televizyon bir yere kadar seyrediliyor.Kitaplarıma sarıldım bende.Birbirinden güzel üç kitabı bir nefeste okudum.Okuduğum kitaplar içinde en hoşuma gideni Erdal Demirkıran'ın "Sadece aptallar sekiz saat uyur " kitabı oldu.Kendimi bildim bileli 7 ila 8 saat arasında uyuyan ben, bu kitap sayesinde yavaş yavaş uykumu azaltmaya başladım.Kitapta yer alan uyku sindirme programına şimdilik harfiyen uyuyorum.Böylelikle yapmak istediklerim için artık vaktim yok şeklinde bir mazeretim olmayacak:)


Eh tabii hep evde de olmuyor.Güzel bir fırsat yakalayınca değerlendirmek lazım.Samsun Sanat Tiyatrolarının sahneye koyduğu Turgut Özarkman'ın "Diriliş" eseri bu yıl seyrettiğim ilk tiyatro eseri oldu.Bu konuda Color's of Angel'ım kadar aktif olmasamda Antalya'da sadece iki gün sergilenen bu oyunu kaçırmadan seyredebildiğim için çok mutlu oldum.


Dışarda hava soğuk.Penguen pertevler yaptım bir sürü.
Dağlarımız karlı.Bize gelen ne yazık ki sadece o karın soğuğu.
Şimdi sıcacık bir şeyler içip şöyle güzel bir müzik dinlemenin tam zamanı.
Biraz eskilerden,Oz büyücüsü filminden,evini arayan Dorothy'nin şarkısı
"Somewhere Over The Rainbow "



3 Aralık 2009 Perşembe

Ben Hastayken..


Ben hastayken yan gelip yattığımı sandınız değil mi.Alışmamışım ki öyle yatmaya.Olmuş olacak tek tatillerim sadece bayramları olunca bir sürü plan yapıp onu uygulamak hevesindeyken öksürüğe bayramın ilk günü teslim oldum.Gerisi de hemen geldi zaten.Tüm o uzun çalışma saatleri boyunca hayalini kurduğum kısacık tatilimde biraz ailemle vakit geçirip birkaç büyüğümü ziyaret edebildim sadece.Aşkım'da yanımda olmayınca geçip gitti günler.Ama yine de paylaşabileceklerim de var tabii.Hadi başlayalım :)




Beni çiçeksiz bırakmayan aşkım bayramın ilk günü resmen beni ihya etti .Sormayın pek şımardım :)



Kedişim ise çiçeklerin halen kendisine geldiğini sanıyor :) Koklaya koklaya bitiremedi bir türlü.




National Geographic Türkiye'nin Aralık sayısı minişlerime ilham kaynağı oldu.Ülkemizdeki tehlike altındaki türlerden oluşan masa takvimi hediyesini kaçırmamanızı öneririm.




Bunlarda geri kalanları.Evde olunca mecburen televizyonda açıktı.E2'de sürekli verilen South Park'ın en hin karakteri de hamur denemelerinde yerini aldı.Onun dışındakiler ,İlham veren dergim ve minişlerim.Kapaktaki konuya da dikkatinizi çekerim :)




Hiç müziksiz olur mu.Bu harika albüm Jazz İstanbul adını taşıyor.Julide Özçelik'in muhteşem sesiyle seçilen türküler jazz olarak yorumlanmış.Türkülerle hiç haşır neşir olmasam da bu albümdeki şarkılar ve jazz yorumu beni büyüledi.Tüm bayram dinledim desem yeridir.Çikolata kahvemin aldığı meleğim de yanıbaşımdaydı..



Bu da fazla evde oturup boş kalınca aklıma gelen şeytanlıkları temsilen yapılan bir miniş.Bazen dostu düşmanı yeniden tanımlamak gerekiyor değil mi ?




Her bayram gittiğim huzur evine yine bu bayram da gittim.Henüz hastalığımın başlamadığı ilk gün çok sevdiğim Mehmet Amcamı ziyaret ettim.Diğer teyzelerle amcalarla uzun uzun sohbet ettim.Bu kadar kaliteli ve güzel sohbet ne yazık ki artık hiçbir ortamda olmuyor.Her bayram anladığımı bu bayram da anladım.Unutmayalım hiç birşey baki değil.Gün gelir sizi en sevdikleriniz terkedebilir.Eşiniz yanınızda olmayabilir çocuklarınızın varlığı ile yokluğu bir olabilir.Gün gelir en ihtiyaç duyduğunuz anda bir bakmışsınız ki yapayalnız kalakalmışsınız.Güvendiğiniz her dağa her an karlar yağabilir.Tüm bunları bilerek geleceğe bakmak biliyorum çok zor.Yine de yaşanacak güzel günlerin ümidiyle sağlıklı,mutlu,sevdiklerinizle bir arada nice bayramlar diliyorum.

22 Kasım 2009 Pazar

CUMARTESİ GECESİ MİNİŞLERİ

Cici fotoğraf makinam ile ilk çektiklerim Nonim'den görüp öğrenerek yaptığım minik hamurlarım oldu. (Kıskanç ben, çok heves ettim ne yapıyım :) Cumartesi gecesi herkesler eğlenirken,ben haftanın yorgunluğunu bu minişleri yaparak attım üzerimden.Aşkımın kestaneleri ve ıhlamur çayı eşliğinde yaptığım ilk kişisel sergimi paylaşmaktan gurur duyuyorum efindim.



Bu küçük ataçdaki mavi kuş "Malta Şahini" sayfasına yakıştı .İlk iş benimdir :)

Bu kitap ayracı ise kırmızı panjurlu evimin mimarı için yapıldı :)


Tavuklar hep etrafta dolaşacak değil ya biraz da kitapların arasında gıdaklasınlar :)


Küçük sergime model olan başucu kitabım,Atilla Dorsay'ın 100 yılın,100 filmi oldu.Üzerindeki sarı civciv ise yiğenimiz Cemre'ye kavuşacağı anı bekliyor :)


Sergimin ilk konuğu kedişimdi.Ama daha çok oynayıp bozmak için dolaştığını bir kaç tırmık darbesinden sonra geç de olsa anladım :)