10 Ekim 2010 Pazar

Göğe Bakma Durağı

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden, güneşlerden ,yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin,yalnız gibi,ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım kendime ayırdım durma kendini hatırlat. Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.


GÖĞE BAKMA DURAĞI /TURGUT UYAR

8 Ekim Cuma günü iş çıkışı yaptığım yürüyüşte çektiğim fotoğraflar,bana "Göğe Bakma Durağı"nı anımsattı.Turgut Uyar'ı saygıyla anıyorum.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Bir günün ardından,


Bizim ailemizde doğum günleri,evlilik yıldönümleri unutulmayıp kutlanması gereken özel günlerdir.Babam halen küçük not defterinde (Cep telefonu ve bilgisayar kullanmadığı için)bizim de dahil çevresindeki tüm sevdiklerinin özel günlerini itina ile yazıp,mutfaktaki saatli maarif takvimine de konu hakkında uyarı notu düşer.Elbette bu sadece böyle özel günler için değil mutfak tüpünün alınış tarihinden ,hastane randevularına kadar olan hatırlanması gereken günleri de içerir.Rahmetli dedem başucundan eksik etmediği ece ajandasına kullandığı ilaçlara kadar yazar kağıdın hafızasının hepimizin hafızasından daha iyi olduğunu söyleyip dururdu.Ailenin erkekleri bu şekilde herşeyi not ederken ailenin bayanları ise acaba akşama ne yemek yapsam rutinin yanısıra böyle özel günlerde ne pişirsem telaşesini yaşar alınan onca yemek kitabı yada dergisi karıştırıldıktan sonra,daha önce defalarca yaptığı,denenmiş,lezzeti belli, elinin alıştığı herneyse onu yapmaktan kendini alamazlar.
Bu doğum günümde de yine aynı şeyler yaşandı.
Ama bu sefer pastayı yapmayıp hazır aldım.
Tembelliğim üzerimde de :) Bu arada kedime bir haller oldu.Gelen tüm telefonların kendisine geldiğini,tüm çiçeklerin ise ona alındığını sanıyor.Resimlerden de anlaşılacağı üzere çiçeklerimin yanından alamadım kedişi.
Ve şimdi de annemin klasikleri Yoğurtlu havuç
Emel ablamın kısırı
Cevizli,yoğurtlu kabak
Gül böreği
Yaprak sarması da vardı ama resmi çekerken titrettiğim için burada paylaşmak istemedim.
İyi ki ülkemiz bir tahıl ambarı.Yoksa böyle özel günlerde ve bayanların günlerinde yapılan onca kısırı,böreği,tuzluları,tatlıları nasıl yapardık bilemiyorum :)
Bu arada blogta paylaşmak için habire yiyeceklerin resmini çektiğimi gören annem,arkadaşlarımın ve yakınlarımızın yanında mahçup olarak beni mutfakta sıkıştırdı ve "Kızım sen görmemişmisin ayıp değil mi yiyeceklerin resmini çekip duruyorsun" diyerek bir güzelde azarladı:)
Kedim ise ancak ona aldığım mamaları gördüğünde çiçeklerin yanından ayrıldı :)
Şimdi müsadenizle bana ait olmayan ama kalbime çok yakın gelen bir cümle ile bitirmek istiyorum yazımı.İclal Aydın'ın bir kitabında geçiyordu bu cümle.Altını çizmişim oysa ki hiç çizmem kitaplarımı.Şöyle diyordu;
"Hep çok sevdim Türk filmlerini.
İsteyen istediği kadar dalga geçsin.
Onca kırılganlıktan sonra şimdi çok mesudum "
Evet galiba bu hissettiğim şeyin, duygunun adı bu.Mesut olmak.
Herkese mesut ve mutlu bir hafta sonu diliyorum

8 Ekim 2010 Cuma

Son Dakika :)

İnternetin çok yavaş çalışması nedeniyle bloguma bile zor girdiğimden mesajlarınıza yanıt veremedim.Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim.Mine Hanım size internet düzelince mesaj atabilicem.Umarım bu postu da kazasız belasız yayınlayabilirim :)
Bunun üzerine biraz müzik fena olmaz hani .

7 Ekim 2010 Perşembe

7 (Yedi)

7 rakamını hep sevdim.
İlkokuldan bu yana verilen numaralarda ösym numaramda dahil yedi rakamı dikkat çekecek kadar fazlaydı.
Yedinin kendine has gizemli bir havası var bence.
Zira dünyanın yedi harikası,yerlerin ve göklerin yedi katı,haftanın yedi günü,
gökkuşağının yedi rengi,dünyanın yedi kıtası,insanın yedi çakrası,Hürmüz'ün yedi kocası :)bir de yedi göbek sülalemizin olması boşu boşuna değil.

Bugün ayın yedisi.Nacizane bendenizin de doğum günü.
Kendimi çok iyi,çok güzel,çok harika hissettiğimden birazcık şımarmak için yazıyorum bunları.

Hadi şimdi pastam gelsin,mumlar üflensin,en güzel dilekler tutulsun ve..

lütfen herkes gülümsesin.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Antalya Kent Ormanı'nda yürüyüş keyfi

Antalya Kent Ormanı,
Kepez sırtlarında şehrin girişinde bulunuyor.
Muhteşem panoromik manzarası ile Torosları ve Akdenizi seyredebiliyorsunuz.
(Antalya'nın mor dağları ve mor üzümü boşuna meşhur değildir :)
Ormanda yürüyüş yaparken çamların kokusunu duyup,
Yemyeşil çimler üzerinde yürümek,
Çam dalları arasından fotoğraf çekip,
Değişik bitki türlerine rastlamak
Ve sırtınızı yaşlı ağaçlara yaslayıp dinlenmek,
Yorgunluğunuzu üzerinizden alıyor.
Bu güzel yürüyüşünüzü,çay bahçelerinde noktalayabilir isterseniz piknikte yapabilirsiniz.
Antalya'da bir çok yerde uygulanan ateş yasağı elbet bu güzel orman içinde geçerli.
Ekim bu şehrin en güzel zamanı.
Güneş yakmıyor ama gülümsüyor.
Tatlı bir esinti dağlardan çam kokusunu getiriyor.
Gökten üç elma düşüyor
Bana da bunları anlatmak kalıyor :)

4 Ekim 2010 Pazartesi

Antalya'nın Karakulağı ve yaban hayatı

Bol oksijenli,tempolu yürüyüşlü geçen hafta sonunun ardından güneşli bir pazartesi gününden herkese merhaba.Sanırım Antalya'ya bu sene kış gelmeyecek.Şu an iş yerime vuran güneşin etkisini azaltmak için jaluzileri kapalı hale getirdim ve klimayı çalıştırdım.Artık gerisini siz tahmin edin.Böylesine sıcak bir başlangıcın ardından bu hafta sonu beni oldukça etkileyen bir fotoğraf sergisinden bahsetmek istiyorum.
Biyolog Batur Avgan'ın Antalya Düzler Çamı Mevkii,Termossos Milli Parkı ve Elmalı'da yaptığı araştırmalar sırasında fotokapan yöntemiyle belgelediği ve soyları tükenmekte olan başta "Karakulak" ve "Vaşak" olmak üzere birbirinden güzel hayvan türlerinin fotoğraflarından oluşan fotoğraf sergisini paylaşmak istedim.Fotoğraftan fotoğraf çekmek ne kadar doğru oldu bilmiyorum ama bu sergiyi gezemeyenler ve benim gibi meraklılar için paylaşıyorum.
Anadolu'da yüzyıllardır yaşamını sürdüren "Karakulak"lar,insan unsuru nedeniyle günümüzde sadece Akdeniz ve Ege bölgelerinde bulunuyor.Karakulaklar ile aynı yaşam alanında bulunan Vaşaklar hep karıştırılsa da ikisi de aynı şekilde tarla faresi,tavşan ve çeşitli kuş türleriyle besleniyorlar. İşte Elmalı dağlarında görüntülenen bir vaşak Nasıl da kendinden emin.
Aslanım kim tutar seni. Ve işte güzeller güzeli "Karakulak".İlk kez 2002 yılında yine Batur Avgan tarafından görüntülenen Karakulak ,8 yıl sonra yani bu yıl mart ayında Termossos Milli Parkında yine Batur bey tarafından görüntülenmiş.
Büyük ve güzel kedileri çok seviyorum. (Karakulak)
Hiç korkmadan gelirim üstüne :) (Karakulak)
Ve diğerleri;
Düzlerçamı'nda yaşayan Alageyikler.
Yaklaşık beş yaşında erkek bir dağ keçisi.Antalya'nın simgesi bence bu dağ keçileri.
Süs eşyası yapmak için öldürülen yaban domuzları.
Ve işte kurnaz bir kızıl tilki.

Ne kadar kurnaz olsa da soyu ne yazık ki tükenmiş durumda.
Bugün hayvanları koruma günü.İstedim ki sadece evlerde beslediğimiz sokaklarda gördüğümüz kedi ve köpekler gelmesin aklımıza.Bizden önce de varolan ve bu toprakların asıl sahiplerini de unutmayalım.
Güzel bir hafta dileğiyle,

30 Eylül 2010 Perşembe

Thursday Afternoon

"Ve biliyorum ki hayat hep dağılır.
Biz onu ne kadar bir düzen içine sokmaya çalışsak,
kendimize göre yeniden oluşturmayı denesek de.."
(Başucumda müzik-Kürşat Başar )